20 Kasım 2018 Salı

ADL-İ İLAHÎ - İLAHİ ADALET- nedir ?

Tüm Müslümanlar Allah'ı adil bilmektedir ve adalet Allah'ın cemal sıfatlarından biridir. Bu inancın temeli, Allah Teala'nın Kur'an-ı Kerim'de her türlü zulümden tenzih edilişi ve O'nun "adaleti ayakta tutan, uygulayan" olarak anılmasıdır; nitekim şöyle buyuruyor: "Allah zerre kadar haksızlık etmez." (Nisâ, 40) Ve yine şöyle buyuruyor: "Allah insanlara hiç zulmetmez." (Yunus, 44)

Başka bir yerde ise şöyle buyurmaktadır: "Allah kendisinden başka tanrı olmadığına şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka tanrı olmadığına adaletle şahitlik ettiler." (Âl-i İmrân, 18)

Bu ayetlerin dışında, akıl da apaçık bir şekilde Allah'ın adil olduğuna hükmetmektedir. Çünkü adalet, kemal sıfatı ve zulüm ise noksanlık sıfatıdır; insan aklı Allah Teala'nın tüm kemallere sahip olduğuna, zat ve fiil makamında her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh olduğuna hükmetmektedir.
Esasen zulüm ve haksızlık, şu etkenlerden birinin ürünüdür:

1- Ya fail, zulmün çirkinliğini bilmemektedir (bilinçsizlik);
2- Veya fail, zulmün çirkinliğini bilmekte; ama adaleti uygulama gücüne sahip değildir veya o zulme ihtiyacı vardir (acizlik ve ihtiyaç);
3- Ya da fail, zulmün çirkinliğini bilmekte ve adaleti uygulama gücüne de sahip bulunmaktadır; fakat işleri hikmet üzere olan bir kişi olmadığı için çirkin işleri yapmaktan çekinmektedir (cahillik ve aptallık).
Açıktır ki bu etkenlerin hiç biri Allah Teala'da söz konusu değildir; dolayısıyla, Allah'ın fiillerinin tümü adalet ve hikmet üzeredir.

Bu istidlal Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a)'den nakledilen bir rivayette yer almıştır;Şeyh Seduk şöyle rivayet ediyor: Bir Yahudi Hz. Resulullah (s.a.a)'in huzuruna gelerek bir takım sorular sordu; bu cümleden Allah'ın adaletiyle ilgili soru sordu. Hz. Resulullah (s.a.a) Allah Teala'nın zulmetmeyeceği hakkında şöyle buyurdu: "Allah Teala zulmün çirkinliğini bildiği ve ona ihtiyacı olmadığı için zulmetmez."Adliyye (Şii ve Mutezile) mütekellimleri de Allah'ın adaleti bahsinde bu istidlali getirmişlerdir.

Bu ayetler ışığında, Müslümanlar Allah'ın adil oluşunda ittifak etmiş, fakat adaletin tefsirinde ihtilafa düşmüşler ve her biri şu iki görüşten birini benimsemişlerdir:

a- Akıl fiillerin iyi ve kötü oluşunu idrak etmekte, iyi fiili failinin mükemmelliğinin ve kötü fiili ise onun eksikliğinin bir belirtisi olarak kabul etmektedir. Allah Teala da zatı itibariyle tüm kemallere sahip olduğu için O'nun fiili mükemmel ve beğenilirdir ve O'nun kutlu zatı her türlü çirkin fiilden münezzehtir.

Şu noktayı da hatırlatmamız gerekir ki, akıl hiçbir zaman Allah Teala hakkında bir hüküm vermez ve Allah'ın kesinlikle adil olması "gerekir" demez; burada aklın işi Allah Teala'nın fiilinin gerçeğini keşfetmektir. Yani Allah Teala'nın zatının mutlak zatının mükemmelliği ve O'nun her türlü eksiklikten münezzeh oluşu, O'nun fiilinin de en mükemmel ve eksiklikten münezzeh olması gerektiğini ve sonuçta kullarına adaletle davranacağını ortaya koymaktadır. Kur'an-ı Kerim'in bu ayetleri de insanın akıl vasıtasıyla idrak ettiği şeyleri teyit etmekte ve vurgulamaktadır. Bu ise İslamî kelam ilminde "aklî iyilik ve kötülük" denilen şeydir; bu görüşün taraftarlarına "Adliye" denmektedir ve bunların başında gelenler ise İmamiye'dir.

b- Bu görüşün karşısında yer alan diğer bir görüş, aklın, -hatta genel olarak bile- fiillerin iyi ve kötü olduğunu teşhis etmekten aciz olduğunu, fiillerin iyi ve kötü olduğunu tanımanın tek yolunun vahiy olduğunu vurgulamaktadır! Allah'ın yapılmasını emrettiği şey iyi ve yapılmasını nehyettiği şey ise kötüdür. Bu görüşe göre, eğer Allah, suçsuz birinin cehenneme veya günahkâr birinin ise cennete götürülmesini emrederse, bu iş iyilik ve adaletin özüdür! Bu gurup şöyle diyor: "Allah'ı adil olarak nitelendiriyorsak, sırf Kur'an-ı Kerim'de böyle tavsif edildiği içindir."

Aklî iyilik ve kötülük (husn ve kubh)  Şiilerin inançlarının bir çoğunun temelini oluşturduğu için, aşağıda özetle çok sayıdaki delillerden sadece ikisine işaret ediyoruz:

a- Her insan, hangi mezhep ve inanca sahip olursa olsun ve dünyanın neresinde yer alırsa alsın, adaletin güzelliği ile zulmün çirkinliğini ve yine ahdine sadık kalmanın güzelliği ile sözünde durmamanın çirkinliğini, "iyiliğe iyilikle karşılık verme"nin güzelliğini ve "iyiliğe karşı kötülük yapma"nın kötülüğünü anlamaktadır. Beşer tarihini incelememiz bu gerçeğe tanıklık eder ve şimdiye kadar aklıselim sahibi bir kişinin bu konuyu inkâr ettiğine rastlanmamıştır.
b- Aklın, fiillerin iyi ve kötü olduğunu tamamen idrak edemediğini ve insanların iyi ve kötüyü tanımak için şeriata müracaat etmeleri gerektiğini kabul edecek olursak, bu durumda hatta şerî iyilik ve kötülüğü de ispatlamanın imkansız olduğunu kabul etmek zorundayız. Çünkü eğer Allah Teala'nın bir fiilin iyi ve diğer bir fiilin ise kötü olduğunu bildirdiğini kabul edecek olursak; biz O'nun sözünde yalan olması ihtimalini verdiğimiz sürece bu haberden onların iyi ve kötü olduklarını anlayamayız. Bunu anlamak için daha önce; yalanın çirkinliği ve Allah Teala'nın bu çirkin sıfattan münezzeh olduğunun ispatlanması gerekir ve bu ise akıl yolu dışında imkansızdır.

Ayrıca; Kur'an-ı Kerim ayetlerinden, aklın bir takım fiillerin iyi ve kötü olduklarını idrak etme gücüne sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Allah Teala insanların akıl ve vicdanını hükmetmeye çağırarak şöyle buyuruyor:

"Biz Müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç, neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz (öyle)?!" (Kalem, 35-36)

Yine şöyle buyuruyor:

"İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?" (Rahman, 60)
Burada cevap vermemiz gereken bir soru söz konusu olmaktadır. Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "O, yaptığından sorulmaz, ama onlar, (kullar) sorulurlar." (Enbiyâ, 23) Şimdi burada akla takılan soru şudur: Allah Teala kendisini sorguya tabi tutulmaktan üstün görmektedir; o halde O, yaptığı fiillerin hiç birinden sorumlu tutulmaz; oysa aklî iyilik ve kötülüğe göre, eğer Allah'ın kötü bir iş yaptığı kabul edilecek olursa, "neden yaptın?" diye sorguya tabi tutulmayı gerekir.
Cevap: Allah'ın sorguya tabi tutulmamasının nedeni O'nun hekim oluşu, işlerini bir hikmet üzere yapışıdır; işleri hikmet üzere olan bir fail ise hiçbir zaman kötü bir iş yapmaz ve sürekli hikmet, güzel iş yapmanın gereğidir; dolayısıyla bu soru tamamen yersizdir.

İlahî adaletin tekvin, teşrî ve ceza kanunlarında çeşitli tecellileri vardır; aşağıda her birini ayrı ayrı açıklayacağız:

a- Tekvinî Adalet: Allah Teala her varlığa lâyık olduğu şeyi verir, yaratırken ve icat ederken hiçbir zaman kabiliyetleri görmezlikten gelmez. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Rabb'imiz, her şeye yaratılışını verip sonra onu doğru yola iletendir." (Tâhâ, 50)

b- Teşriî Adalet: Allah, manevî kemalatı kazanmaya layık olan insanı peygamberler göndererek ve din kanunları yasayarak hidayet eder ve yine insanı gücünün yetemeyeceği şeyle mükellef kılmaz. Nitekim şöyle buyuruyor:

"Allah adaleti, ihsanı akrabaya vermeyi emreder, fahşadan, münkerden ve bağy(azgınlık)den men eder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir." (Nahl, 90) Adalet, iyilik ve akrabalara yardımda bulunmak insanın kemale ermesine neden olduğu ve geri kalan üç amel ise onun alçalmasına sebebiyet verdiği için ilk üç fiili farz kılmış ve son üç fiilden de alıkoymuştur.
Yine Allah'ın insanı gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef etmeyeceği hakkında şöyle buyuruyor: "Biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz." (Mü'minun, 90)

c- Cezaî Adalet: Allah Teala mükafat ve ceza bakımından hiçbir zaman mümin ve kafire, iyi ve kötüye bir gözle bakmaz; her insana hakkettiği ve lâyık olduğu mükafat ve cezayı verir. Dolayısıyla, peygamberler vasıtasıyla tekliflerini insanlara tebliğ edip hücceti tamamlamadıkça, kesinlikle onları cezalandırmaz; nitekim şöyle buyurmaktadır:

"Biz elçi göndermedikçe (hiçbir kimseye) azap edecek değiliz." (İsrâ, 15)
Yine şöyle buyuruyor: "Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez." (Enbiyâ, 47)

Allah Teala insanı yaratmış ve onu yaratmakla da bir hedefi amaçlamıştır. İnsanın yaratılışından hedef ise Allah'a kulluk ve ibadet sayesinde gerçekleşecek olan istenilen kemale ulaşmaktır. İnsanın böyle bir hedefe yönelmesi Allah Teala tarafından bir takım ön hazırlıkları yapılmasını gerektirirse, Allah Teala o ön hazırlıkları yapacaktır; aksi durumda, insanın yaratılışı hedefsiz olur. Bu nedenle insanları hidayet etmek için peygamberler göndermiş, onlara mucizeler ve açık deliller vermiştir. Yine kullarını itaate yönlendirmek ve onları günahtan sakındırmak için, mesajlarında cezalandırıp mükafatlandıracağını vaadetmiştir.

Bu söylediklerimiz, "Adliye" kelamında, iyilik ve kötülük kuralının dallarından sayılan ve bir çok itikadî konuların temelini oluşturan "Lütuf ilkesi" olarak ifade edilmektedir.

islamkutuphanesi.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder